Serviks kanseri özellikle az gelişmiş ülkelerde en çok ölüme neden olan kadın kanserlerinin başında yer almaktadır. ABD ‘de meme, kalın bağırsak, yumurtalık ve rahimiçi(endometrium) kanserinden sonra en çok görülen kanserdir. Ülkemizde ise en çok görülen kanserler arasında 7. sırayı almaktadır. Bir çok açıdan kadın cinsel organlarının en çok tartışılan kanserlerindendir;
Rahim ağzı kanserinin ortalama görülme yaşı 52’ dir. Araştırmalar kanserden 10-15 yıl önce kanser öncüsü hastalıkların sık görüldüğünü göstermektedir. Rahim ağzı kanserinin en önemli nedenlerinden biri olan HPV enfeksiyonları ve siğiller ise daha genç (30 yaş civarında) kadınlarda görülmektedir.
Tüm kanserlerde olduğu gibi belirtiler ortaya çıktıktan sonra, genellikle hastalık basit tedavilerle düzelme sınırlarını aşmıştır. Genellikle kanser oluşmadan yıllar öncesinde bazı öncül hastalık aşamasında yakalanıp kolayca tedavi edilebilen rahim ağzı (serviks) kanserinde , belirtisiz olan bu dönemin tespiti daha önemlidir.
En klasik belirti tüm kadın cinsel organ kanserlerinde olduğu gibi vajinal kanamadır. Cinsel ilişkiden sonra ortaya çıkan kanamaların rahim ağzı kanserinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı gösterilmelidir.
Diğer önemli belirti klasik olarak et suyu şeklinde akıntıdır. Ancak kanlı bir akıntı olmasa da her türlü uzun süreli akıntı rahim ağzı, rahim , tüp ve vajina kanseri açısından araştırılmalıdır.
Başlıca risk faktörü HPV’dir. HPV insanda değişik dokularda yerleşerek genellikle örtücü zarlar ve deride siğillere neden olur. Rahim ağzı kanseri olan hemen tüm hastalarda özel laboratuar yöntemleri ile HPV DNA’sı gösterilebilirken, HPV DNA’sı taşıyan veya siğil geçiren hastaların ancak küçük bir kısmında kanser görülmektedir. HPV 100 kadar farklı DNA tipine ayrılır ve bunlardan DNA tip 16-18 en çok kansere yol açan tiplerdir. Deride görülen diğer siğillerde genellikle HPV DNA tip 1-5 sorumlu olup bu tiplerin kansere yol açması zayıf bir olasılıktır.
Sigara kullanımı,yerel olarak bağışıklık sistemini zayıflatması nedeniyle rahim ağzı kanserlerine neden olabilen bir risk faktörüdür. Bunun tek başına direkt bir etki olmayıp, HPV ‘ye direncin azalması sonucu kanser geliştiğini öne sürenler vardır.
Son zamanlarda diğer bazı cinsel yolla bulaşan hastalıkların kanser gelişimini kolaylaştırıcı rol oynadığını bildiren araştırma sonuçları artmaktadır. Kısaca;
başlıca risk faktörleri olarak özetlenebilir.
Rahim ağzı kanserlerinin ortaya çıkmasından uzun süre önce örtücü zarların içerisinde sınırlanmış, kendiliğinden iyileşebilen bir takım hastalıklar tanımlanmıştır. Bunlar hiçbir bulgu ve belirti vermeyen, sadece pap-test , kolposkopi ve parça alınarak tanı konulan hastalıklardır. Hafif (LGSIL) veya ağır (HGSIL) hücresel bozukluklar gösterebilirler. Uygun tanı yöntemlerini kullanarak (kolposkopi, biopsi) hastaların bu aşamada tespiti hayati önem taşımaktadır.
Kadın vücudunda, tarama yapılabilen, erken aşamada veya oluşmadan önce tespit edilebilen başlıca kanser rahim ağzı kanseridir. Bu tarama yöntemi, yaklaşık 70 yıldır bilinen sitolojik taramadır (pap-test, serviko-vaginal smear). Sitolojik tarama 1934 yılında Papanicoloau (bu yüzden pap-test olarak anılmaktadır) ve Babes tarafından ortaya atılmıştır.
Bu işlem, vajina ve rahim ağzından dökülen hücrelerin bir lam üzerine sürülüp ( ülkemizde bu yüzden akıntı veya sürüntü tetkiki olarak da tanımlanmaktadır), boyanarak , mikroskop altında incelenmesidir. Böylece daha ortaya çıkmadan, kansere dönüşebilecek hücreler tespit edilip, doku örneği alınarak kanser öncüsü hastalık veya rahim ağzı kanseri çok erken aşamada tespit edilebilir.
Bu aşamada hastalar, basit, ucuz yöntemlerle ve çok yüksek başarı şansı ile tedavi edilebilirler. Sürüntü alınması (pap-test) jinekolojik muayene sırasında çok kısa bir süre alan ve ağrısız, kadının hiç farketmeyeceği bir işlemdir.
Son 40 yılda gelişmiş ülkelerde, düzenli olarak sitolojik tarama yapılması sonucu, rahim ağzı kanserinden ölüm oranı %90 azalmıştır. Taramada temel olan, yakınması olsun veya olmasın, her kadının pap-test yaptırmasıdır. Çünkü bu yöntem yakınmaları olan, rahim ağzı kanserinden şüphelenilen kadınlarda uygulanan bir tanı yöntemi değildir.
Herhangi bir sağlık kurumunda en ücra sağlık ocaklarında bile alınabilen sürüntüler , bir patoloji kliniğine gönderilip (kargo, posta) burada anormal hücreler araştırılabilir. Anormal hücreler tespit edilirse, hasta ayrıntılı araştırmalar yapılabilen bir merkeze gönderilebilir. Yani tarama yapmak her koşulda mümkün olabilir. Yeni sitolojik örnek toplama ve boyama yöntemleri bulunsa da, herkesin taranması ve sürüntüde anormal hücre görülenlerin tanı için araştırılması kavramı değişmemiştir. Her ülke kendi sağlık politikalarını belirleyip uygun bir tarama programı belirlemelidir. Ülkemizde halen herkesin kabul ettiği bir tarama programı yoktur. Tarama sıklığı ve taramaya başlama yaşı açısından bazı risk faktörleri ve koşullar aşağıda sıralanmıştır. Yüksek Riskli Grup:
Düşük Riskli Grup:
Düşük risk grubunda ilk cinsel ilişkiden sonra pap-test yapılır ve her yıl test tekrarlanır. 2-3 kez pap-test normal olarak bulunursa en az 65 yaşına kadar 2-3 yıl aralarla pap-test yapılmaya devam edilmelidir.
Yüksek riskli grupta tarama için her yıl pap-test yapılmalıdır.Kadınların 65 yaşından sonra da taramaya devam etmeleri halinde rahim ağzı kanserinden ölüm oranları %60 kadar daha azalmaktadır.
Tarama sonuçları anormal bulunan hastalar jinekoloğun önerileri doğrultusunda hafif derecede hücresel anormallikler için tekrarlayan pap-test yaptırabilirler. Hafif veya ağır hücresel anormallikler tespit edilen hastalar direkt olarak kolposkopi denilen bir mikroskopla muayene ve gerekirse parça alınmak (biopsi) için bir kolposkopi kliniğine gönderilebilirler. Böylece kesin tanı ve gerekirse uygun tedavi planlanır.
Erken kanserlerde çok özel durumlarda (genç ve çocuk isteği olan hastada) küçük operasyonlar yapılabilir. Ancak çok fazla komşu organlara yayılmamış hastalıkta cerrahi tedavi ile rahim ve etrafındaki bağlar, tüpler, yumurtalıklar, vajinanın üst kısmı ve karından bir kısım lenf bezeleri çıkarılır. Cerrahiden sonra veya önce komşu organ yayılmaları tespit edilirse hastaya cerrahiyi takiben veya cerrahi işlem yapılmadan radyoterapi uygulanır. İlaç tedavisinin yeri az olup bu konuda yeni çalışma ve araştırmalar sürmektedir.
5 yıl sağ yaşama şansı evrelere göre değişmekte olup erken dönemde %90’larda iken hastalık ilerlemiş, lenf bezelerine yayılım olmuşsa %15-20’lere kadar düşer
Çok az görülen bir kanser türüdür. Tüm kadın genital kanserlerinin %0.3 ünü oluşturu. Tubal kanser daha çok yumurtalık, rahim içi , mide bağırsak sistemi veya meme kanserine ikincil gelişir. Tek başına tüplerden gelişen kanserler nadirdir. Genelde 50-60 lı yaşlarda görülür. Nedenleri pek bilinmemektedir.
Bulgu ve belirtiler;
Bu bulgular ancak hastaların %15’ inde görülür. Tubal kanserde en sık vaginal akıntı veya kanama görülür. Muayenede %60 hastada kitle tespit edilebilir. Ultrasonografide özel bir sosis görünümü tanımlanmıştır. Ancak yumurtalık kanseri gibi sinsi seyreden az ve geç bulgu veren bir hastalıktır. Tanı konduğunda hastaların %80 ‘inde kanser tüpler dışına, komşu veya uzak organlara ytayılmıştır. Klinik ve biyolojik olarak yumurtalık kanserine çok benzer. Bu yüzden benzer şekilde tanımlanır, tedavi ve takip edilir.
Cerrahi, tanı ve tümörü mümkün olduğunca çıkarıp kitleyi küçültmek ve evreleme yapmak için şarttır. Radyoerapi (ışın) ve kemoterapi (ilaç ) uygulanabilir. 5 yıllık yaşam şansı %40 dır.
Kadın genital kanserlerinin %1-2’sini oluşturur.Genel olarak rahim ağzı kanserlerine benzer bir nedensel ve biyolojik özelliğe sahiptir. Vajina bir ucunda rahim ağzı diğer ucunda vulva olan tüp şeklinde bir organ olduğundan tanı ve tedavide bir takım teknik zorluklar ortaya çıkabilir.Hastaların %76’sı 50 yaşından büyüktür.
Ortalama 5 yıllık sağ kalım oranı %42.5’tir. Erken evrelerde bu oran %69 iken ilerlemiş hastalığı olanlarda % 17.5’e düşmektedir.
Vulva vajina girişinde büyük ve küçük dudaklar ve klitoristen (bızır) oluşan bir organdır.Kadın kanserlerinin %4’ünü oluşturur.Daha çok büyük dudaklarda görülür.
Genel olarak hastalar uzun süren kaşıntı, ben oluşumu, ülser ve siğilimsi şişlikler , bazan da kasıkta oluşmuş bezeler nedeniyle başvururlar. Vajen (hazne) girişinde herhangi bir siğil, ben, ülser, renk değişikliği veya şişlik ortaya çıkması halinde derhal doktora başvurulmalıdır.Doktor direk gözle veya vulvoskopi (bir tür mikroskop ile büyüterekve boyalar sürerek ) ile muayene eder ve mutlaka doku örneği alarak ( biopsi ) tanı koyar.
gerekirse biopsi alınarak araştırılmalıdır.
Erken tanı konulduğunda daha küçük bir ameliyatla daha uzun bir yaşam sağlanabilir. Tedavide
Ortalama 5 yıllık sağ kalım oranı %70 kadardır. Erken evrelerde 5 yıllık yaşam şansı %90’larda iken, hastalık ilerledikçe bu oran %18’e kadar düşer.
Rahim içi ( endometrium ) kanseri özellikle gelişmiş ülkelerde, en sık görülen kanser türlerindendir. İleri yaşlarda görülmesi ve tedavisi zor olmamasına rağmen erken belirti vermesi nedeniyle (kanama, özellikle menepozdaki bir kadında görülen vaginal kanama) bu hastalık %75 oranında başlangıç evrelerinde yakalanır. Bu nedenle tedavi edilen kadınlarda 5 yıllık yaşam şansı ortalama %70 civarındadır.
Kadın kanserleri arasında meme , kalın bağırsak ve akçiğer kanserinden sonra 4. sırada yer alır. Ortalama görüldüğü yaş 61 civarındadır. Görülme sıklığı toplumdan topluma değişmekle birlikte gelişmiş ülkelerde daha sık rastlanmaktadır. %2-5’i 40 yaş civarında görülür. Hastalığın görüldüğü kadınların %75-80’i menepoz dönemindedir.
Ayrıca;
rahim kanserinin sıklığını artıran nedenlerdir.
Buna karşı rahim içi kanseri,
içenlerde daha az görülmektedir. Ancak sigara içimi ile ortaya çıkabilen akciğer kanseri,kalp-akciğer hastalıkları riskleri, sigaranın rahim içi kanserini azaltıcı etkisinden her zaman daha fazladır.
Menopoz sonrası kanama endometrial kanserde %90 oranında görülür.Menapozda vajinal kanamanın en sık nedenleri:
Böyle bir hastalık tespit edildiğinde genç ve çocuk isteği olan veya herhangi bir nedenle rahim ameliyatı istemeyen hastalarda estrojeni karşılayan tam tersi etkileri olan hormonlarla (progesteron) tedavi denenir.Hasta 3-6 ay sonra tekrar değerlendirilerek tedavi etkinliğine göre cerrahi seçenekler tartışılır.
Hasta çocuk istemiyor ve hiperplazi ağır hücresel bozukluklarla beraberse rahim alınarak (histerektomi) tedavi hemen tamamlanabilir.
Ortalama 5 yıllık yaşama şansı %26 – 98 arasında değişmektedir.
Rahimin kas ve bağ dokusundan kaynaklanır. Miyomlardan % 0.5 oranında rahim duvarı kanseri gelişebilmektedir. Rahim kanserlerinin %3–5’ini oluşturur. Hastaların % 1-5’ inde ışın tedavisi ( radyaoterpi ) uygulanma öyküsü vardır. En sık bulgu karında, kasıkta kitle ve ağrıdır. Tanıda ultrasonografi önemli bir yer tutar. Daha önce myom tanısı konan hastalar yakın takipte olmalıdır. Hızla büyüyen myomları olan hastalar gerekirse ameliyata alınarak tedavi edilmelidirler. Menapozda büyüyen myomlarda da cerrahi seçeneği düşünülmelidir. Ancak öncesinde myom olmasa da rahim duvarı kanseri (sarkom) görülebilir.
Over kanseri, kadınlarda görülen tüm kanserlerinin % 4’ünü, genital kanserlerin %20-25 ini olusturur. Kadınların %1-2 ’sinin hayatının bir döneminde yumurtalık kanserine yakalanacağı hesaplanmıştır. En çok öldüren kadın genital kanseridir. Tanının genellikle geç konulabilmesi, nedenlerinin tam bilinmemesi ve uygun korunma yöntemi gelistirilemediğinden, hastaların %60-70’ i tedavilere rağmen 5 yıl içinde kaybedilmektedir.Son 30 yılda tedavideki gelişmelere rağmen, 5 yıl yaşama şansı %38’den ancak %43’e çıkabilmiştir.
Hastaların %80’i menapozdadır ve daha çok 60 yaş cıvarında görülür. 45 yaştan önce daha az ve çocukluk çağında (tüm yumurtalık kanserlerinin %1’den daha azı) nadiren görülmektedir.
Hastalığın başlangıç aşamasında olduğu (tek bir yumurtalıkta sınırlı iken) ve çocuk isteği olan genç hastalarda , sadece o yumurtalık çıkarılarak çocuk sahibi olmaya izin verilebilir. Daha ileri evrelerde, yaşlı ve çocuk isteği olmayan hastalarda rahim, tüpler, yumurtalıklar, eğer tümör yayılmışsa tüm yayıldığı odak veya organlar ve karın lenf bezeleri mümkün olduğunca az tümör bırakacak şekilde çıkarılır. Cerrahi tedavi genellikle ilaç tedavisi ve daha az olarak ışın tedavisi ile desteklenir.
Herşeye rağmen yumurtalık kanseri en çok öldüren kanser türüdür. 5 yıl sağ kalma şansı % 40 cıvarındadır. Hastalık çok erken aşamada yakalandığında %90’lara varan sağkalım şansı , ancak hastaların %10-15’inde elde edilebilmektedir. Genel olarak ileri aşamalarda tanı konulduğundan ortalama sağkalım şansı düşüktür.
Bu organların herbirinden kaynaklanan onlarca kanser sayılabilir.Tüm bu kanserlerin bazı ortak özellikleri vardır.
Bunlar ;